28 Ocak 2014 Salı

Kelimelerin acizliği...

Nasıl anlatmalıyım bilmiyorum.

Yanında şimdiye dek hiç bulunmadığı halde, kendini anlatmadığın halde ve doğru düzgün muhabbet bile edememiş olmamana rağmen seni olabildiğince iyi tanıyabilecek bir insanın varlığına başkalarını nasıl inandırabilirim bilmiyorum.
Ama siz başkaları, bana inanın ki bu his muhteşem ve gerçek, bi' o kadar da tarifsiz...

Genelde yaşanmaz bu durum ama yaşandığında, genelde ya bir kitapta ya da bir şarkıda buluşulur.
Çünkü kitaplar ve şarkılar insanların yerine konuşur; insanların düşündüklerini yazar, söyleyemediklerini söyler. 

And if you have five seconds to spare
Then i'll tell you story of my life
Sixteen, clumsy and shy
That's the story of my life

Yazmamalıydım. Çünkü dile getirince büyü bozuluyor, her zaman her şeyde olduğu gibi. Sanırım kanun bu.
Ama artık biraz daha fazla sıradanlaşarak, yaşama sanatını hayatına uydurmaya çabalayan bir sanatçıyı oynayacağım. Just like everybody else does

Ve elbette ki o mühim şarkı, anın soundtracki: Novembre - Aquamarine

10 Aralık 2013 Salı

Günün birinde

Bana ne yaptığımı, neler yapacağımı ya da şu anda nasıl olduğumu sorma;
Bana neler hissettiğimi, bana kim gibi hissettiğimi sor.

En başından söyleyeyim; uğraşma boşuna başaramayacaksın, ben hep bir böcek olarak kalacağım. En aşağıda, en dipte, en sonda, en en kötüsünde...

Kim var karşında biliyor musun?
'Modern, olgun, entelektüel' Gregor Samsa.

Evet modern, çünkü herkesin kabul ettiklerini reddediyor, pek bi' modernizm kokuyor ve yolu yol değil.
Olgun, çünkü yaşından pek büyük davranıyor, diksiyonu da düzgün, konuşması da etkileyici, bunlar ancak olgun ve cici bir kıza yakışır.
Entelektüel, çünkü çok şey biliyor, kitaplara aşık, hep okuyor, çok okuyor.

Ama bir böcek!

Lütfen sen yapma bunu. Çık ve onlara anlat. Ben herkesten de herkesim, ben sandıkları kişi değilim!

Reddettiklerim doğru olmayanlar ve sanırım at gözlüğünü çıkaran herkes yolumun yol olduğunu görecek.
En çocuğuyum ben aslında. Hiç büyümemiş, büyüyemeyen, düşünemeyen, düşleyebilen. Çünkü düşlemek yalnızca çocuklara özgüdür, biliyorsun. Büyümüş insanlar düş kuramaz, bu boş bir iştir ve yalnızca zaman kaybıdır. Haksız mıyım?
Her çok okuyan entelektüel olsaydı ne olurdu halimiz, düşünsene bi'. Komik.
Sandıkları kadar iddialı değilim, başarılı olduğunu iddia edecek kadar iyi olanlara saygısızlık edemem, buna hakkım yok.

Kötünün iyisi olmak iyi olmak demek değil, bunu anlat onlara!

Bilmiyorum. Öğreniyorum. Yetişemiyorum. Yetmiyor. Yol çok uzun. Yoruluyorum. Soluklanıyorum. Yol gözümde büyüyor. Yürümeye devam etmem gerektiğini biliyorum. Yapamıyorum. Arkamda kalanlar çok istekli, yoldan çekilmeliyim. Bu kadar istekli insanlar varken hakkım yok onlardan önce sona varmaya.

Mersault geliyor aklıma. Herkes bir akvaryumda ve ben onları dışarıdan izliyorum.
Çok garip.
İnsanlar nasıl da hırslı. Bu neyin kavgası?
"Asıl yabancı diğerleriydi, yemin ederim gördüğüm dünya aslına çok benziyordu."
Sen bir balıksın, ben bir böcek. Hakkım yok senin önüne geçmeye.
Balıkları çok severim. Çok sevdiklerime müsaade etmeyeceğim de kim için çekileceğim, öyle değil mi?

Onlar gibi düşünememekle yenik başlıyoruz bir kere.

Kızdın mı sen de bana, hep yanımda olanlar gibi? Bunları düşünmek yakışmıyor mu yoksa bana?
Teşekkür ederim iyiliğimi düşündüğün için. Ama herkes çok iyi, herkes çok iyi olmak istiyor, benden daha çok istiyor. Onlara müsaade vermeliyim ki oyalanmadan mutluluğa ulaşabilsinler. Beklerim ben biraz daha sorun olmaz.
Değiştirmeye çalışma ama lütfen, lütfen

Böyle düşünen tek ben değilim, inanıyorum. Bir yerlerde birisi/birileri de bunları düşünüyor ve inanıyorum, onu/onları bulacağım günün birinde.

Korkma ya, biz Yıldızlı Atlasla büyümüş çocuklarız, düşlemekten korkar mıyız hiç?
Elimde bardağım ve içinde bir kaşık... Kaşık da sıkılmaya başladı bak senin gibi. Bardağım dürtüyor onu, 'Sen sıkılmış olabilirsin ama bunu karşındaki bilmek zorunda değil' diyor, 'Bilmesin, bilmesin ki yol kenarında saklanmanın zorluğuyla baş edemezken bir de seninle uğraşmasın.'; yanımda duran gözlüğüm uykunun sarhoşluğuyla kafa sallıyor, sonra aralarında fısıldaşmaya devam ediyorlar.
Dinlememeye çalışıyorum.
Çünkü herkesin herkesten sakladıkları vardır mutlaka, onlar bir şeyleri saklarken benim saklı olanları öğrenmeye çalışmaya hakkım yok.

Neyse işte.
Nasıl olsa okumayacaksın bu yazdıklarımı.
Okumaya başlasan da getirmeyeceksin sonunu.
Saçmalama, elbette ki sorun etmem, sorun edecek onca şey varken buna zaten sıra gelmez ki.

Günün birini bekliyorum,
Evet gelecek o gün de
İnanıyorum, inanıyorum

15 Kasım 2013 Cuma

Nereden Nereye

Sevildiğini bilmek şımarıklığı...
Ama emin olmak değil, bilmek yalnızca; çünkü böyle bir şey ancak farklı bir boyutta olağan kabul edilebilir. Öyle değil mi?

En güzel gün aynı zamanda nasıl en korkutucu gün olabilir? Kahkahaların yerini en olmaması gereken günde nasıl gözyaşları alabilir?

Bir duygunun adı nasıl konamaz? Hissettiği şeyin adını bilmeden nasıl yaşayabilir ki insan? Yaşamak denirse ona, bilmeyerek de yaşanılmaz mı ki?

Bir daha karşılaşmayacağını bildiği fırsatları nasıl bile bile geri teper insan? Sonrasında pişman olacağını bile bile nasıl gerçeklere gözünü yumar?

Çok şeyin farkında olup da nasıl farkında değilmişlik rolünü oynayabilir peki insan? Herkes başarabilir mi ki oyun oynamayı?
Oyun oynamak demişken; hangimiz aştık ki çocukluğu? Ne zaman geldi bugün?

Görünenden çok görünmeyende gizlidir asıl gerçek ve önemli olan, sergilenmeyeni görmeyi başarabilmek. 

Neyse. İnsandır yapar. 
Olmam der olur, oldum der biter.

Saçmalık.

10 Kasım 2013 Pazar

Senden de Öte

Anlatacağım o kadar çok şey varmış gibi geliyor ki bazen, anlatamam.

Ama anlatmaya bir başlıyorum ve farkına varıyorum ki aslında anlatılabilecek pek de bir şey yokmuş.
'Her şeyi herkese anlatamazsın' değil, 'Bazı şeyleri kimseye, kendine dahi anlatamazsın'.

İnsanlar seni, senin izin verdiğin sınırlar içerisinde tanır.
İnsanlar seni, senin izin verdiğin ölçüde anlar.
...
İnsanlar sana, senin onlara değer verdiğin kadar değer verir ya da vermez, burası tartışılır işte. Neyse.

Hayaller vardır ki, seni hayata bağlar.
Hayaller vardır ki, seni Pollyanna'yla tanıştırır ve etrafı toz pembeyle kaplar.
Hayaller vardır ki, orada dünya yalnızca bir akvaryumdur; büyük balıklar ve büyük balıklardan kaçan küçük balıklar.
...
Ve yine hayaller vardır ki, dile döküldüğü anda tüm büyüsünü yitirecekmiş hissi verir.

Sanırım içimi bir şeyler anlatmak hissiyle dolduran da bunlar ve tam anlatmaya başladığımda beni azarlayan, tehditler savuran da yine bunlar.

Korkutucu bir his bu ya da o kadar da kötü değil sanırım.
Aslında itiraf etmeliyim ki iyi bir şey mi, yoksa kötü bir şey mi bu hissiyat bilmiyorum.


Pardon, dengesizlik için ne demiştiniz siz?
Evet, haklısınız; bence de tam anlamıyla ben.


Soundtrack: Threads (Full Album) - Now, Now
Now, Now çogzel grup değil mi ya?

6 Kasım 2013 Çarşamba

Her neyse işte

 Bende Mecnûn'dan füzûn âşıklık isti'dâdı var  
Âşık-ı sâdık benim Mecnûn'un ancak adı var 

 Fazla mı klişe olacak bilmiyorum ama, sizi kandırmışlar efendim, aşk diye bir şey yok, daha doğrusu var ama o aşk, sizin lugatınızdaki aşk ile pek uyuşmuyor.

Sizdeki yalnızca sevmek, çok sevmek, doğuştan var olan bir aşkın etkisinde, o aşkın ışığında sevmek.
Bence tabi.

Bana göre;
Gözünün gördüğüne aşk olamazsın Joe. Çünkü o görerek aşık olduğunu sandığın da senin gibi, o da fani, o da ölümlü, onun da hataları var ve o, senin sandığın gibi mükemmel birisi değil.

Gerçekçi olalım ve bırakalım şimdi 'Bana göre mükemmel, hem ben mükemmeli de aramıyorum' ayaklarını lütfen. Çünkü her insan kendinden üstün birine ihtiyaç duyar, dayanabileceği birine, güvenebileceği birine, gitmeyeceğinden emin olduğu birine...

Çok seversen gider, değil; çok seversen asıl sevgili onu alır, senin iyiliğin için.


Bilmem neden, yalnızca yazmak istedim. Yazarsam kurtulurum sandım ama hayır, sandığım gibi olmadı. Kelime bulamıyorum, söyleyecek onlarca, yüzlerce şeyim var ama kıvranıyorum; çünkü...

27 Haziran 2013 Perşembe

Kelimelerin ötesinde

Yaşanan bir dönem en iyi nasıl anlatılabilir'e yanıt olarak yazılmış bir şarkı:
In a Manner of Speaking (Covers by Nouvelle Vague)

In a manner of speaking
I just want to say
That i could never forget the way
You told me everything
By saying nothing

Söylenilen, daha doğrusu söylenemeyen onca şey hissedilir ki bazen kelimelerin ötesinde ... is beyond words
Yığılır hisler, birikir yaşlar ama kelimeler yetişemez ve kelimeleri bana ver, bana hiçbir şey söylemeyen kelimeleri bana ver ... give me the words, give me the words that tell me nothing

Aslında herkesin ihtiyacı vardır ağlamaya ve önemli olan, ağlarken yanında olanlardır; dikkat et, yanında olduğunu zannedenler değil, gerçekten varlığını hissettirenlerdir önemi hak edenler.
Yaşlara düşmanızdır biz. Ağlayanı da teselli etmeyi bilmeyiz ve itiraf etmek gerekir ki, çok nadir de olsa ağlayabiliriz biz ve bizim gibiler. Ne de olsa bu hayatta yalnızca yaşamayı becerebiliyoruz ... in this life that we live live we only make do

Sakın bilmesinler tek bir şarkının buna gücünün yetebileceğini. Bu bir zaaf ve zaaflar da kendinde kalmalı, her şeyi kendinde bıraktığın gibi.

So in a manner of speaking
I just want to say
That just like you i should find a way
To tell you everything
By saying nothing