Bana büyü yaptılar bence.
Konuşamaz oldum, cümlelerin sonunu getiremiyorum. Böyle garip garip kelimeler üretiyorum falan, adeta TDK'ya bir başkaldırı niteliği taşıyormuş gibi.
Kitap okudukça kafayı sıyırıyorum, derdimi anlatamıyorum.
Müzik dinledikçe kafayı sıyırıyorum, kendimi unutuyorum.
Okumasam, dinlemesem diyeceğim; yok olmuyor. Onlar olmayınca nefes alamayacakmışım gibime geliyor. Henüz onlardan ayrı kalmadım, çünkü nefessiz kalıp ölme ihtimali düşünerekten onları bırakmıyorum.
Kitaptaki karakterlere aşık oluyorum; meselaa David. Neyse.
Şarkının -klibin- anlattığı insanlara acıyorum; mesela Turn the page klibindeki kadın. Bak yine aklıma geldi, efkarlandım.
Bak yine anlatamadım derdimi. Olsun, ben biliyorum derdimi.
Bi dakika ya, benim derdim vardı da ben mi bilmiyordum acaba? Ben düşüneyim bi en iyisi.
18 Ağustos 2012 Cumartesi
15 Haziran 2012 Cuma
'Sorunlu muyum' Sorunsalı
Değerlerimden vazgeçemiyorum doktor.
Yani bir zamanlar değer verdiğim insanları -şu anda onlara dair içimde pek bir sevgi bulundurmasam da- görmezden gelmeye utanıyorum, çekiniyorum falan işte.
Kendimi ihanet etmiş gibi hissediyorum, onlar için bir anlam ifade etmesem de, hiç etmemiş olsam da.
Sadıklık mı denir buna?
Yok yani tam olarak nitelendirecek kelimeyi bulamadım bile baksana işe.
Neyse işte.
Herkes bunu büyük bir zaaf olarak görüyor ama öyle değil iştee
Çünkü bu beni daha çok güçlendiriyor, yaşama sevincimi arttırıyor, hayata çok kişiden farklı bir pencereden bakmamı sağlıyor.
Kabul ediyorum büyük mü bilmem ama bu gerçekten garip bir SORUN.
Ve bu sayede geçmişte, günümüzde çevremde bulunan insanlar için -sözüm meclisten dışarı desem tam anlatamamış olacağım demek istediğimi belki ama sen, bunu okuyan anlıyormuş gibi yap işte.- tam bir EGOKŞAR görevi gören makinayım yani.
Sonuç olarak;
This could really be a good lifee, a good, good lifeee
Yani bir zamanlar değer verdiğim insanları -şu anda onlara dair içimde pek bir sevgi bulundurmasam da- görmezden gelmeye utanıyorum, çekiniyorum falan işte.
Kendimi ihanet etmiş gibi hissediyorum, onlar için bir anlam ifade etmesem de, hiç etmemiş olsam da.
Sadıklık mı denir buna?
Yok yani tam olarak nitelendirecek kelimeyi bulamadım bile baksana işe.
Neyse işte.
Herkes bunu büyük bir zaaf olarak görüyor ama öyle değil iştee
Çünkü bu beni daha çok güçlendiriyor, yaşama sevincimi arttırıyor, hayata çok kişiden farklı bir pencereden bakmamı sağlıyor.
Kabul ediyorum büyük mü bilmem ama bu gerçekten garip bir SORUN.
Ve bu sayede geçmişte, günümüzde çevremde bulunan insanlar için -sözüm meclisten dışarı desem tam anlatamamış olacağım demek istediğimi belki ama sen, bunu okuyan anlıyormuş gibi yap işte.- tam bir EGOKŞAR görevi gören makinayım yani.
Sonuç olarak;
This could really be a good lifee, a good, good lifeee
13 Haziran 2012 Çarşamba
'Tesadüfler ki tesadüfi değildir.'
Bilmem ki derdim ne benim.
Ya da
Yine bilmiyorum ki ta en başında derdim neydi benim.
Elif Şafak sıralamıştı ya hani bir kitabında,
Belki bilirsin;
İşte ben de, o günden bu yana, hep 'Bir yerlerde birden fazla alamet olmalı ki...' diye başlayan cümleler kurar oldum.
Nedenini bilmiyorum.
Belki de biliyorum ama itiraf etmeye yüzüm yok, kim bilir...
En başında çok şeyin farkında olsaydım;
Biliyorum ki inanmazdım tesadüf dediğimiz o şeye.
Hayır! Pişman değilim inanmış olmaktan aslında-
Dur dur hemen yanlış anlama. Şu anda inandığım yok zaten tesadüflere.
Artık biliyorum;
Ne zaman bir sonuca vardığımı düşünsem hep bir paradoksa düşüyorum.
Kendim başlattığım o masalın keffaretini ödüyorumdur belki de, kim bilir...
Ya da
Yine bilmiyorum ki ta en başında derdim neydi benim.
Elif Şafak sıralamıştı ya hani bir kitabında,
Belki bilirsin;
'Bir yerlerde birden fazla alamet olmalı ki...'diye devam eden birkaç cümleyi.
İşte ben de, o günden bu yana, hep 'Bir yerlerde birden fazla alamet olmalı ki...' diye başlayan cümleler kurar oldum.
Nedenini bilmiyorum.
Belki de biliyorum ama itiraf etmeye yüzüm yok, kim bilir...
En başında çok şeyin farkında olsaydım;
Biliyorum ki inanmazdım tesadüf dediğimiz o şeye.
Hayır! Pişman değilim inanmış olmaktan aslında-
Dur dur hemen yanlış anlama. Şu anda inandığım yok zaten tesadüflere.
Artık biliyorum;
'Tesadüfler ki tesadüfi değildir.'Cevaplayamadığım o kadar çok soru var ki...
Ne zaman bir sonuca vardığımı düşünsem hep bir paradoksa düşüyorum.
Kendim başlattığım o masalın keffaretini ödüyorumdur belki de, kim bilir...
25 Mayıs 2012 Cuma
Dert. Hayır. Değer. Değerli. ve Hep.
O değil de çok hızlı geçmiş zaman ve çok hızlı da geçiyor zaman. Bunu son vakitlerde tümüyle hissediyorum.
Zaman geçiyor,
Ömürlerden günler gidiyor,
Kimisi bugünün öncesinde olmamışken, kimisi de bugünün yarınında olamıyor.
Sorularla dolu hayatlar, çelişkilerden ibaret yanıtlar.
Varamadan bir sonuca bitecek bizim de serüvenimiz elbet.
Üzerimize düşen mi ne?
Değerini bilmek çok şeyin.
Sorsan 'Değer de ne? Dert çok.' tepkisi verir çok kişi.
Sorma!
Sen bil, ne gerek var ki başkasına!
İhtiyacın yok milletin verdiği akla, ihtiyacın yok milletin yaşamanı istediği hayatı yaşamana.
Bak Mecnun'a.
Yokluğunu sevdi Leyla'sının, yokluğunda sevdi Leyla'sını.
Kolay mı sanıyorsun sen işte bunu?
Peki ya sen dertlendin mi hiç aşkla?
Ya da
Değerlendin mi aşkla?
Çoğunluğun sandığı gibi aşkı dert mi sandın yoksa sen de?
Bilmez misin ya herkesin dert gördüğü, dertli gördüğü Mecnun'u?
Bil öyleyse
Ve bil işte,
Mecnun'un, herkesin dert gördüğü, aşk için ettiği şu duayı;
Tanrım,Deme ki;
Aşkın derdiyle içli dışlı eyle beni,
Bir an olsun aşktan ayrı bırakma canımı.
Bu mu dert anlayışın?
Dert dediğim aşksızlık benim.
Fakat inanıyorum ki gün gelecek anlayacak herkes
Aşkı,
Ve beraberinde değeri,
Nefes almak nimetini,
Sevebilmenin kudretini.
Gelecek o gün...
22 Mayıs 2012 Salı
Gel desen gelemem ki...
http://www.youtube.com/watch?v=EoXjantgCGM&feature=related
Ne de güzel söylüyor, ne de güzel çalıyor Yaşar Güvenir...
Ve ben dinlerken bu şarkıyı gülümsüyorum boş boş.
Biraz melankolik, işte biraz hüzünlü ama içten içe mutlu.
Mutluluk mu?
Evet, mutluluk. Çünkü 'Seni uzaktan sevmek, aşkların en güzeli.'
Sen yokken bile, varsın aslında çok şeyde ve belki de her şeyde.
Ne de güzel söylüyor, ne de güzel çalıyor Yaşar Güvenir...
Ve ben dinlerken bu şarkıyı gülümsüyorum boş boş.
Biraz melankolik, işte biraz hüzünlü ama içten içe mutlu.
Mutluluk mu?
Evet, mutluluk. Çünkü 'Seni uzaktan sevmek, aşkların en güzeli.'
Sen yokken bile, varsın aslında çok şeyde ve belki de her şeyde.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)